|
|
|
|
Kim Daha Büyük
Hoca'ya: - "Çiftçi büyük elbet" demiş Hoca ve eklemiş; "Çünkü çiftçi buğday yetiştirip vermezse pâdişah acından ölür." Gönlüm razı olmadı
Yolda Hoca'yı görenler : - "Ne yaparsın" demiş Hoca, "zavallı hayvan zaten benim bütün kahrımı çekiyor. Kendi bindiğim yetmiyormuş gibi çuvalı da ona taşıtmaya gönlüm razı olmadı." Ya Tutarsa
- "Ne yapıyorsun Hoca ?" -"Göle maya çalıyorum" demiş Hoca. Adam üstelemiş : -"Ben de biliyorum tutmayacağını, ammaaa ya tutarsa !..." Sesimin Arkasından Koşuyorum
O komşulardan birkaç kişi Hoca'ya bir şey olduğunu düşünerek yanına koşuşup sormuşlar : - "Sesimin nerelere kadar gittiğini merak ettim de; arkasından koşuyorum" demiş. Hanımla Muhabbet
- "Kendin söyledin ya, efendi" demiş karısı, "Mehmet ağa." - "A efendi" demiş karısı, "kendin çarıkçı demedin mi?" - "Anlasana işte" demiş Hoca, "nerede oturuyor demek istedim." - "Efendi, bugün sana ne oluyor?" demiş karısı "Komşu" dedin ya..." Hoca birden sinirlenmiş. İnsanlar gibi düşünürNasreddin Hoca pazarda dolaşırken, bir papağanın on iki altına satıldığını görünce şaşıp kalarak yanındakilere sormuş: - "Bu papağandır" demişler, "konuşur." - "On beş altın" demiş Hoca. - "Bir hindi on beş altın eder mi ?" demişler. - "Görmüyor musunuz !" demiş Hoca; "yumruk kadar papağanı on iki altına satıyorlar." - "Onun marifeti var, insan gibi konuşur. Ya seninki ne yapar ?" diye sormuşlar. - "O düşünmeden konuşur" demiş Hoca ; "Bu da insanlar gibi düşünür." Bindiği dalı kesmesi
Nasreddin Hoca, köy meydanındaki koca çınar ağacının üzerine çıkmış, elindeki balta ile bindiği dalı kesmeye başlamış. Görenler : Hoca kesmeye devam ederek seslenmiş: Oğlumun babası öldü de
Bir gün Nasreddin Hoca'yı siyah elbiseleriyle görenler: - "Ne oldu Hoca efendi" demişler, "bu gün karalar giymişsin?" - "Oğlumun babası öldü de ..." demiş Hoca, "O'nun yasını tutuyorum." Su dediğin böyle olur
Nasreddin Hoca bir yaz günü yolculuk ederken, öğle vaktine doğru bir hayli susar. İlerde bir göl görür. Şöyle kana kana su içmeyi düşünerek gölün kenarına gelir, avucunu doldurur, hızla bir kaç yudum yutar; amma midesi bulanır, tükürmeye çalışır. İlk defa karşılaştığı bir su olan Acıgöl'ün sodyum sülfatlı suyu midesini berbat etmiştir. Hoca civarda aranırken küçük bir su kaynağına rastlar. Suyun tatlı su olduğunu anlayınca, önce ağzını iyice çalkalar, sonra da kana kana su içer, Eşeğini de sular. Şakır şakır dalgalanan Acıgöl'e şöyle bir bakar, su içtiği kaynaktan avucunu doldurarak gölün kenarına gelir; - "Cimri zenginin zekâtsız malı gibi şişinip durma!... Su dediğin böyle olur" diyerek avucundaki suyu şak diye gölün yüzüne savurur. Öğüt : Yerinde ve zamanında yapılmış ikramın küçüğü, büyüğü olmaz. Allah'ın rızasını kazanmak için fırsatları iyi değerlendirelim. Birinin anası ağlayacak
Hoca'nın oğullarından biri yakın köylerin birinde çömlekçilik yapıyormuş. Bir gün Hoca yanına gidince : Hoca oradan ayrılıp başka bir köyde oturan büyük oğluna uğramış. Hoca eve canı sıkkın dönmüş. Hamam bahşişi
Hoca bir gün hamama gider. Hamamcılar onunla hiç ilgilenmez, eski bir peştamal, yırtık bir havlu verirler. Hoca sesini çıkarmaz. Hamamdan çıkarken uzatılan aynaya yüklüce bir bahşiş bırakır. Bir hafta sonra aynı hamama geldiğinde, bu kez büyük ikramlar görür, fakat çıkarken aksine pek az bir bahşiş bırakır. -"Efendi" der hamamcılar, "gösterdiğimiz o kadar ilgiye, saygıya karşı bu kadarcık mı bahşiş verilir?" - "Bugün verdiğim, geçen haftanın bahşişiydi" der Hoca, "geçen hafta verdiğim de bugünkü hizmetinizin karşılığıydı. Böylece ödeştik !" Mevsimlerden yakınanlara
Bir toplulukta soğuklardan yakınanlar olmuş. İçlerinden biri: Öğüt: Olayları bir bütün olarak değerlendirebilmek olgunluk belirtisidir. Dünyayı insanlar için sonsuz güzelliklerde ve sonsuz bir ilâhi sanatla yaratan ve her an varlıkta tutan Rabbimize teşekkür etmeyi, şükretmeyi unutmayalım. Acemi bülbül Hoca bir gün, yol kenarındaki hayrat ağaçlardan birine çıkmış, incir yemeye başlamış. Yanından geçen bir yolcu seslenmiş: - "Ben bülbülüm" demiş Hoca. Adam : - "Bu ne biçim bülbül sesi yahu", demiş adam. "Bülbül hiç böyle mi öter." - "Ne yapalım" demiş Hoca, "acemi bülbül bu kadar öter!" Saz çalması Hoca'ya sormuşlar : - "Bilirim" demiş. - "Buyur, çal bakalım" diyerek eline bir saz tutuşturmuşlar. Hoca mızrabı almış, perdelere basmadan tellere vurmağa, tuhaf sesler çıkarmağa başlamış. - "Saz böyle mi çalınır a Hoca?" demişler, "parmaklar perdeler üzerinde gezdirilir, mızrap tellere - " Perdeleri bulamayanlar öyle çalar" demiş Hoca; " Ben sazı elime alır almaz perdeyi buldum! Ne diye boşuna gezineyim." Akıl sır ermiyorHoca'nın iki yüz akçe parası kaybolmuş. Bulunması için dua etmeye başlamış. O sırada Akşehir'in zenginlerinden birinin bindiği gemi yolda fırtınaya tutulmuş. "Eğer sağ salim memleketime varırsam Hoca'ya iki yüz akçe vereceğim" diye adakta bulunmuş. Adam kurtulup gelmiş, Hoca'yı bulup parayı vermiş. Hoca bir süre düşündükten sonra: Mesele çatallaştıKasabalılar, Nasreddin Hoca'ya Kadı'dan yakınmışlar : "Kadı efendi çok menfaatçi bir adam. Aynı suça bazen beraat, bazen de çok ağır ceza veriyor. Hak hukuk tanımıyor, nereden menfaati varsa o taraftan oluyor. Münafık bir adamdır. Bundan nasıl kurtuluruz" demişler. Hoca durumu mülki amirlere bildirmişse de, onları pek inandıramamış. "Nasıl ispat edersin"? demişler. Hoca'mız, Kadı efendinin tanımadığı bir müfettişin kendisine gönderilmesini ve beraberce Kadı'yı ziyaret etmelerinin yeterli olacağını mülki amire, (vali'ye) anlatmış. Kabul etmişler. Kararlaştırılan günde müfettiş bey kasabaya, Nasreddin Hoca'nın konuğu olarak gelmiş. Kimliğini gizli tutarak, kasaba eşrafından beş altı kişiyle beraber kadı efendiyi ziyarete gitmişler. Hoş beşten sonra, Hoca , Kadı efendiye : - "Bunda sahibinin ne kabahati var ?" demiş Kadı, "hayvandan kan davası edilmez." Hoca sözünü değiştirmiş: Bunu duyan kadı efendi hızla yerinden kalkıp, raftaki Kanun kitabına uzanırken; Ben küçük yangınlara karışmam Kasabanın en zenginlerinden olan Murat ağa, kendisinin çok akıllı olduğu için servet sahibi olduğunu sanırmış. Süslü ve pahalı elbiseler giyer, gururla dolaşırmış. Bulmanın keyfi
Nasreddin Hoca kasabanın pazarına gitmiş. Eşeğini bir yere bağlamış. Alış veriş yapmış. Döndüğünde eşeğini bağladığı yerde bulamamış. Hemen bir tellâl tutmuş. Şöyle bağırtmağa başlamış : - "Hoca efendi" demişler, "eşeği bulana verecek olduktan sonra ne diye arıyorsun ?" - " Kaybolan şeyi bulmanın keyfini bilmezsiniz siz!" demiş Hoca; "Eşeği bulup getirene mükâfat olarak o eşek yeter." "Gençliğimi bulup getirene bütün servetimi veririm." "Cenneti bulsam, canımı da veririm." İp olur
Köylüler EYYÛB ismini, Eyip, İyip, iyp gibi bozuk şekilde telâffuz ediyorlarmış. Bir gün Nasreddin Hoca vaazında: Belki ağaçtan öteye bir yol düşerMahallenin çocukları Nasreddin Hoca'ya muzip bir şaka yapmak istemişler. Plânlarını kurmuşlar. "Hoca'yı ağaca çıkaralım. Pabuçlarını alıp uzaklaşarak biraz şaka yapalım" diye düşünmüşler. Hoca'nın yoldan geçeceği saatlerde, uçurtmalarını büyükçe bir ağaca taktırmışlar. Hoca'yı beklemeye başlamışlar. Hoca oradan geçerken de hemen etrafını sarmışlar : - "Hocam uçurtmamız ağaca takıldı. Biz çıkıp kutraramadık. Bize yardımcı olur musunuz?" demişler. - "Hay hay" demiş Hoca. Ayakkabılarını çıkarıp sırt çantasına yerleştirmeye başlamış. Çocuklar : - "Belli olmaz ki evlâtlarım" demiş Hoca; "Bu iyiliğime karşı Rabbim, belki bana ağaçtan öteye bir yol ikram eder." Şu koca taslaNasreddin Hoca , yeni öğrencilerine [mollalarına] dünya ve ahireti genel anlamı ile anlatmaya, kavratmaya çalışmış. "Ahiret hayatımızın tarlası dünya hayatımızdır. Burada kazanırken usulüne uyarsak orada da biriktirmiş oluruz. Herkes önceden, buradan ne gönderdi ise orada karşılığını bulur. Hiç bir işimiz, amelimiz karşılıksız kalmaz.vs." diye anlatmış. Bakmış mollalarda gevşeklik ve uyku hali var. Vakitte öğle yemeği vakti : Hocanın evine gelmiş, salona doluşmuşlar. Hoca içeriye, Karısına seslenmiş; İçerden Karısı : Hoca içeri gitmiş. Eline koca bir kazan, bir kepçe, koca bir tepsi, büyük bir yoğurt bakracı ve bir sürü kaşık alarak salona gelmiş. O zamanda ben bulunmadımNasreddin Hoca, « işlerinin çokluğu, dünya telâşeleri, hastalık, sağlık vs gibi » çeşitli bahanelerle ibadetten birçok zaman kaytaran birileri ile sohbet ediyormuş. Mazeretleri de bir sürü imiş. Bir ara söz yemekten, içmekten açılmış. - "Bugünlerde canım bir helva yemek istiyor ki!... Bir türlü pişirip de yiyemedik" demiş, Nasreddin Hoca. - "O kadar zor bir şey mi helva pişirmek, a Hoca" demişler. - "Ne yapalım" demiş Hoca. "Şeker ve un bulundu, tere yağı bulunmadı. Tere yağ ve şeker bulundu, un bulunmadı. Un ve tere yağ bulundu şeker bulunmadı." - "Hiç bir araya getiremedin mi bunları?" demişler. - "Hepsinin bir araya geldiği de oldu," demiş Hoca. "Amma o zaman da ben bulunmadım." İkinizin arasında gidiyorumNasreddin Hoca bir Kadı ile Bir tüccara yoldaş olmuş. Ortada Hoca, sağında Kadı efendi, solunda Tüccar efendi, hem konuşuyorlar hem de yürüyorlarmış. Hoca efendi yeri geldikçe yol arkadaşlarının yaşamları ve ibadetlerindeki gevşeklikleri konusunda söz dokundururmuş. Makamına güvenip , kendini çok büyük bir adam sanan Kadı efendi , Hoca'ya: - "Yok canım, abartıyorsun, bak ben haddimi nasıl biliyor, muzırla yaban öküzünün arasında gidiyorum." demiş. Ördek çorbası - "Afiyet olsun Hocam, ne yiyorsun ?" demiş. Hoca, peksimetini suya batırırken : Buna değmiş, buna değmemişNasreddin Hoca'nın komşusunun iri yarı toy bir delikanlı olan oğlu, sıcak bir yaz gününde ormana gidip odun hazırlamağa karar vermiş. Gittiği baltalık ormanda su yokmuş. Herkes heybesine bir testi su koyar öyle gidermiş. Delikanlı ise, "Su testisini taşıyacağıma iki üç karpuzu taşırım, daha iyi olur. Nasıl olsa dönüşte odunları sırtlayıp getireceğim. Birde toprak testimi kırmadan geri getirmeye uğraşmayayım" diye düşünmüş. Torbasına karpuzlarını koyup ormana gitmiş. İşe koyulmadan evvel bir karpuz yiyeyim demiş. Ormana gitmekte olan Nasreddin Hoca olayı görmüş. Yanına yaklaşınca : Öğlen vaktine doğru, hem sıcaklardan hem de çalışmaktan dolayı iyice susamış. Etrafta su isteyebileceği hiç kimse yok. Su yok. Varmış ham karpuzların yanına. "Ona değdi, buna değmedi" diye diye attığı bütün karpuzları yemiş. Son parçalardan birini yemekteyken, ormanda işini bitirip, eşeğine odunlarını yükleyip dönen Nasreddin Hoca ile tekrar karşılaşmış. Hoca bir yenmiş karpuzların kabuklarına ve birde delikanlı'ya bakmış : - "Suphanallah, bak , becerip tövbeni yetiştiremedin. Rabbim ne kadar çabuk, senin çişini sana yedirdi! ..." demiş. Söylediğine, söyleyeceğine...Köylünün biri, diğerinin kuzusunu çalmış, kesip yemiş. O da onun keçisini aşırmış, kesip yemiş. Nasreddin Hoca olayı incelediğinde kimin ne yaptığını fark etmiş. Olayın kahramanları bir gün çayhanede oturuyorlarken, keçinin sahibi keçisini övmeye başlamış: Keçiyi kesip yiyen bu abartmalar karşısında çok sıkılmış. Amma ne yapsın, adam susmak zorunda. Nasreddin Hoca, keçiyi çalıp kesen adama dönmüş : Bu karanlıkta Nasreddin Hoca'nın bir konuğu gece yatısına kalmış. Adam zayıf inançlı biriymiş. Ben görmediğime inanmam, Ahirete gidip gelen var mı? Görülmeyen şey bilinir mi? gibi şeyler dermiş. Bir süre sonra Konuk; - "Sen deli misin be birader" demiş Hoca, "bu zifiri karanlıkta ben, sağ tarafımı nasıl bileyim!" İpe un sermişlerKomşusu Hoca'dan urganını ( yâni kalın ipini ) istemiş. Hoca içeriye girip çıkmış. Komşusu: - "Serilir" demiş Hoca, "vermeye gönlün olmayınca ipe un da serilir." Gizlisi - açığı Bir kıtlık zamanında Hoca'yı çarşıda ekmek yiyerek giderken görenler : - "Komşusu açken bol bol tıkınmanın gizlisi ayıp olmazsa açıkta yapılanı ne diye ayıp olsun" demiş Hoca, " Komşusu açken tok yatmak, ya her zaman , her yerde ayıptır, ya da hiç ayıp değildir." Sen beğendin - ben doldurdum Nasreddin Hoca , "İnsanlar nefislerinin istediklerini düşünmeden yapmamalıdırlar. Nefsinizin beğendiği her şey ahirette önünüze geldiğinde , ondan kaçmak, kurtulmak isteseniz de kurtulamazsınız," diye bir vaaz etmiş. Yolda giderken konu yine nefsin istekleri ne gelmiş. Bir kısım köylüler : Hoca, eşeklerinin yoldan daha evvel geçmiş hayvanların pisliklerini koklamak için durduklarını değerlendirmiş. Kokladığı pislikleri, hayvanının yem torbasına doldurmağa başlamış. Birkaç saat sonra bir çeşme başında mola vermişler. Azıklarını çıkarıp yerlerken, eşeklerinin başına da yem torbalarını takmışlar. Nasreddin Hoca'nın eşeği yem torbası boynuna takılanca kısa bir süre güzelce koklayıp, sonra huysuzlanmağa ve kafasını hızla sallayıp torbadan kurtulmağa uğraşınca : - "Ne huysuzlanıp, torbadan kurtulmağa çalışıyorsun?" demiş Hoca, "Sen beğendin, ben doldurdum." Görenler: "Hocam bu çok yanlış. O hayvan bunu ne anlayacak." dediklerinde, Nasreddin Hoca taşı gediğine koymuş : - "İnsanlar bir de kendilerine baksınlar!.. Bu dünyadan ahirete hazırladıkları çıkınlarındakiler kendilerine orada ikram edilince ne yapacaklar?" Kazan doğurdu - kazan öldü Kasabada tefeci bir adam varmış. Başı sıkışan birine para verirse getirdiği güne göre faizini hesaplayıp alırmış. Döve döve helva yediriyorlarKonya çarşısındaki helvacı dükkânlarının vitrinlerine iştahla bakan gariban adamın biri, bir dükkân sahibinden biraz helva sadaka olarak vermesini istemiş. Dükkâncı vermemiş. Garibanın canı da çok helva çekmiş. Dayanamayıp, dayak yemeyi de göze alarak başka bir helvacı dükkânına girmiş. Bir lenger helvayı önüne çekmiş ve hızla atıştırmaya başlamış. Helvacı adamın üstüne yürümüş; Dükkânda tesadüfen bulunan Nasreddin Hoca müşterilere doğru dönüp: Yalan olduktan sonra Köylünün birisi, diğer bir köylüden "10 kile buğday alacağı olduğunu" iddia ediyormuş. Aslında böyle bir alacağı yokmuş ama adam bir yalancı şahit bulup, mahkemeyi aldatıp, on kile buğdayı almayı planlıyormuş. Yalancı şahit ararken Nasreddin Hoca "ben şahitlik yaparım" deyince adam pek sevinmiş. Öyle ya Hoca şahit olunca, Kadı efendi kolaylıkla karar verebilir. Keçiyi içeri al
Biri , Hocaya evinin darlığından, evindeki sıkıntıdan bahsederek çare söylemesini ister. Adam , ertesi gün yine Hoca'ya gelir. Hoca Adamı gene sükûnetle dinler ; Adam, ertesi gün yine Hoca'ya gelir. Hoca gayet soğukkanlı olarak: Adam ertesi gün yine Hoca'ya gelir. Hoca istifini bozmadan : Ertesi gün Hocaya tekrar gelir, biraz rahatladıklarını anlatır. Adam ertesi gün daha da rahatlamış olarak tekrar gelir. Adam denileni yapar ve çok rahatlamış bir şekilde, ertesi gün yine Hocayı ziyarete gelir. Enini boyuna uyduracaktı Akşehir'e gelen bir İranlı, sürekli palavra atarmış. Bir gün: Dinleyenlerden biri de karşılık vermek istemiş. - "Nasıl olur" diye karşı çıkmış İranlı, "eni boyuna uymadı." Konuşmaları dinlemekte olan Nasreddin Hoca : Bu ayağını kaldıracaksınNasreddin Hoca öğlen namazının sünnetini kılarken, önündeki cemaatten birinin paçasında abdeste ( dolaysıyla namaza ) engel bir necaset görüyor. Farzı kıldırmak için mihraba doğru giderken, adama; Adam şaşkınlıkla : Hoca , adama paçasındaki necaseti göstererek : Sahuru da yemezsenizNasreddin Hoca'nın, ailece oruç tutmayan bir komşusu varmış. Ama adam hep sahur yemeği hazırlattırır, çocuklarını da sahura kaldırır, hep beraber yerlermiş. Sonunda karısı dayanamamış. Hocaya danışmaya gitmiş; - "Öyle konuşma hanım" demiş Hoca , "namaz kılmıyorsunuz, oruç tutmuyorsunuz, sahur da yemezseniz Müslümanlığınız nasıl belli olacak !" Tembellik edeceğine çift sür
Nasreddin Hoca sabah namazını kıldırmış evine gelmiş, Hanımına : Bir saat sonra Hanımı arada bir Hocaya seslenmiş. Bakmış hoca tembellik ediyor : Hoca hareketlenmiş, hazırlanmış, tarlaya varmış. İşe koyulmuş. Çift sürerken pulluğun önünde bir kaplumbağa görmüş. Kımıldamadan öylece durup duruyor. Devam etse kaplumbağayı canlı canlı toprağa gömecek. Seslenmiş : Kıyamet ne zaman kopacak Nasreddin Hoca'ya sormuşlar: - "Karım ölürse küçük kıyamet, ben ölürsem büyük kıyamet kopacak," demiş. Mektubunuzu okur musunuz?Nasreddin Hoca, yazdığı mektupları eliyle götürür, kendisi okuduktan sonra alıcısına teslim edermiş. - "Ben gitmezsem okumazlar. Mektuba da yazık olur. Baksanıza en önemli konu olan eceli hakkında sık sık mektup alan insanoğlu, o mektupları okuyor mu? Son gününde nasılda şaşırıyor!.." Henüz uykum yok
Nasreddin Hoca bir köye konuk olmuş. Yatsı namazını kılmışlar. Biraz hoşbeşten sonra, yatma zamanının geldiğini hatırlatmak için: - "Hocam, insan neden esner?" demişler. Hoca: İki ArşınNasreddin Hoca Valiyi ziyarete gitmiş. Valinin iki arşın ötesinde yer göstermişler. Oturmuş. Biraz sohbetten sonra Vali sormuş : - "Hoca, Eşekle senin aranda ne fark var ?" Hoca hiç düşünmeden : Hayvanlar kocaman mı?
Nasreddin Hoca Konya'da gezerken büyük bir yapı görmüş. Durmuş, yapıyı seyrederken binanın kapıcısı Hoca'ya sormuş : Dostlar alışverişte görsün.
Nasreddin Hoca ibadette ihlâsın önemini anlatır: "Huşu ile ibadetinizi yapın. Esas kâr ondadır. Yoksa riya karışan ibadetle kâr değil, belki de zarar edersiniz" diye vaazlarında anlatırmış. O kadar zahmete katlanıyorsunuz kârlı çıkmalısınız dermiş. Cemaattin kayıtsızlığı karşısında bu hususu çarpıcı bir misalle onlara anlatmak istemiş. - "Bu ne biçim ticaret, Hoca !" demişler. - "Bir öteki satıcılara bakın, bir de bana" demiş, "amacım kazanmak değil, yeter ki dostlar alışverişte görsün." Boğazından yakalayacağım. Nasreddin Hoca çaydan su almak için testisini daldırdığı sırada testi elinden kayıp derin suyun dibini boylamış. Hoca yerinden kımıldamadan bir an öylece kalakalmış. Hanım uyan Nasreddin Hoca, < komşu kadınların kendisini evlendirdiğini, karısının da hiç ses çıkarmadığını> rüyasında görürken uyanıvermiş. Yanında uyumakta olan karısını dürtüp uyandırmış : Sen de haklısın. Kadılık yaptığı sırada Nasreddin Hoca'ya bir adam gelip başından geçen bir olayı anlatmış. Giderken sormuş : - "Haklısın," demiş Hoca. Biraz sonra başka biri gelmiş, aynı olayı kendi yorumuna göre anlatmış. Sonra sormuş: Ona da : Adam gittikten sonra karısı içerden seslenmiş : - "Sen de haklısın Hanım" demiş Hoca. Ver cüppesini, al semerini Nasreddin Hoca'nın köyünden bir adam, eşeğiyle bahçesine doğru giderken çalılıkların önünde durmuş. Eşeğini de bir ağaca bağlamış. Abasını çıkarıp eşeğin semerinin üzerine koymuş. Abdest bozmak için kuytu bir yere gitmiş. O sırada birisi abayı alıp kaçmış. Kimin içinin yandığı belliNasreddin Hoca'yı çok cimri komşularından birisi yemeğe çağırmış. Sofraya oturmuşlar. İki kişilik servis için ortaya dört adet zeytin, iki haşlanmış yumurta, bir tutam tuz, iki dilim ekmekle su getirmişler. Yemeğin üstüne bir kaşık bal ikram etmeyi düşünen ev sahibi her nasılsa bal çanağını sofranın altına koymuş. Bunu gören Hoca, çanağı sofraya koyduğu gibi başlamış ekmeksiz atıştırmaya. Ev sahibi bakmış ki balı tükeniyor ; Hoca aldırış etmeyip balı yemeye devam ederken seslenmiş; Soyaçekim mi ? Bir gün kaynanası gelini almış, Nasreddin Hoca'ya götürmüş : Hoca, üzüntü içinde olan geline dönmüş :
|
||
|
+
: شنبه ۱۳۸۸/۰۸/۰۹ساعات 14:20 يازان : عباس ائلچین
|
|
||